Sepetim (0) Toplam: 0,00TL

Basında Büyüyenay (2013)

Arapça, Farsça ve Türkçe Ferec Ba’de’ş-Şidde Hikâyeleri masal ve olağanüstü edebiyatın öncüsü olan klasik metinlerden biri. Toplamda 42 hikâyeden oluşan Türkçe Ferec’lerden seçilen 12 hikâyeyi ihtiva eden Ferec Ba’de’ş-Şidde Hikâyeleri, tam bir fantastik ve olağanüstü edebiyatın meraklılarına göre. Bu eser ayrıca, karşılaştırmalı neşir olması hasebiyle de ayrı bir önem arz etmektedir. Hz. Ali Cenkleri’nden koparılmış nesiller için deva gibi masallar.

M. F. K., Müfredat Dergisi (Ankara), Ocak-Şubat 2013

 

Büyüyenay Yayınevi, yayıncılığımıza yeni bir soluk getirecek gibi görünüyor. Birçok yayınevi gibi eski harfli metinlerimiz konusunda müşkülpesent bir tavır içinde görünmüyor. Metinlerin hem çeviriyazılarını hem sadeleştirmelerini bir arada basmaktan kaçınmıyor. Üstelik bir kısmında tıpkıbasımlarına da yer veriyor ki, bu tür eserleri basan yayınevlerine kıyasla bir fedakârlık örneği de sergilemiş oluyor....

Yusuf Turan Günaydın,
dünyabizim.com, 2 Ocak 2013

 

... [Pendname] şerhlerden sonuncusunu Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2102 yılı özel yayıncılık ödülünü de kazanan Büyüyenay Yayınları kendisine yakışan bir düzenlemeyle geçtiğimiz Kasım ayında latinize ederek okurlara sundu.

Muhammed Altaytaş ve Emir Hüseyin Yiğit tarafından hazırlanan, Pendnâme-i Attâr Şerhi -Kitab-ı Mâ-Hazar, Şerh Alâ Pend-i Attâr- adlı şerhin değeri asıl şerh edeninden gelmektedir.

Mehmed Murad Nakşibendî Hazretleri (1788-1848), alim ve arif bir zat olmakla, kendisiyle aynı vasıflara sahip Feridüddin Attar’ın sözünü ‘ağyarını mâni, efradını câmi’ olarak yorumlamaya tereddütsüz en yakın olan isimlerden birisidir...

‘İstanbul 1304, Matbaa-i Osmaniye nüshası’ esas alınarak latinize edilen Pendnâme-i Attâr Şerhi’nde, Osmanlı Türkçesi’nin günümüzde yaygın olarak kullanılmayan kelime ve terkiplerin anlamları sayfa altlarında verilerek zamane okurları için de okuma kolaylığı sağlanmış.

Feridüddin Attar’ın ‘Ey oğul’ hitabıyla, bu hitaba ilk muhatap olan kişiden en son muhatap kişiye kadar herkesin bu hitaba dahil edilmesi pendnamenin özelliğidir.

Ömer Lekesiz,
Yeni Şafak Gazetesi, 9 Ocak 2013

 

Pendname-i Attar Şerhi, Güçlükten Kolaylığa Kederden Sevince, Adaletin Aydınlığında, Siyaset Ahlakı...

Ne güzel kitaplar bunlar. Geçmişin hatıralarını barındıran kitapların sayfaları arasında ruhumuzu beslemezsek varlığımıza çok yazık olacak. Allah’ın varlığından bize geçen o emanet gelişip, gerçeklerle temas edebilmek için irfanla buluşmak zorunda, yoksa vücudumuzun kiri pası o emaneti zayi edeceğe benziyor...

Büyüyenay Yayınları arasından çıkan siyasetname kitapları çok önemli. Liberal, kapitalist, ateist bir zihinle şekillenen günümüz siyaset felsefesinin başka bakış açılarına da ihtiyacı yok mu? Kadim değerlerin ortaya koymuş olduğu siyaset felsefesine baktığımızda demokrasinin ne idüğü ortaya çıkıyor. Millet olmak kültürle alakalıdır. Yeni bir millet oluşturuldu iddiaları lafu güzaf milletimiz yitiğini ötelerde aramasın hakikat bize kitaplar kadar...

Ali Büyükçapar, Milli Gazete, 14 Ocak 2013;
Manşet Gazetesi (Kahramanmaraş) 25 Ocak 2013

 

Siyasetnameler bir nevi “doğru yaşama kılavuzu”dur. Devlet adamları için kaleme alınmalarına rağmen, herkes için “bilgi-hikmet ve irfan” kaynağı olma niteliğini halen sürdürmektedirler. Kütüphanelerimizin raflarında dilimize çevrilmeyi bekleyen kültürümüzün klâsiklerinden biri olan İbn-i Fîrûz’un “Gurretü’l-Beyzâ”sı KTÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mücahit Kaçar tarafından orijinal metin, transkript ve güzel bir sadeleştirme ile çevrilerek birbirinden güzel eserleri ortaya çıkaran Büyüyenay Yayınevi tarafından “Adaletin Aydınlığında” alt başlığıyla yayınlandı...

Yahya Düzenli, 21 Ocak 2013

 

Büyüyenay Yayınları, Muhammed Altaytaş ve Emir Hüseyin Yiğit’in latinize ederek yayına hazırladıkları Mehmed Murad Nakşibendî’nin Pendname-i Attar Şerhi’ni neşretti. Bu çalışma, ilim ve kültür mirasımızla buluşma çabasının bir ürünü. Bu tür irfan metinlerini seviyemize indirmek değil, idrak ve irfanımızı onlara doğru yükseltmek ümidiyle bir irade ortaya konulmuş...

Hasan Şahin Aktaş,
Hece Dergisi, Sayı: 194, Şubat 2013

 

“uzun yıllar önce söylenen sözler,günümüz insanını inşa eder mi?”

pendname,sohbetname,biatname,devre-i arşiyye,rind ile zahid ve sıhhat ile maraz,ubeydiye risalesi,gurretü’l beyza,raz-name,noktatü’l beyan gibi bir çok kıymetli eserle insanları bu inşa’ya davet eden bir garip yayınevi.

Dünya Sözlük 16.02.2013 19:06 kimya

 

2012’nin ilk aylarında yayın hayatına başlayan bir yayıneviydi Büyüyenay Yayınları. Klasik tasavvuf metinleri, hatırat basan, bizi medeniyetimizin kökleriyle buluşturmak gibi görev üstlenen yayınevi daha ilk bastıkları kitaplarla güzel işler yapacaklarının işaretini vermişlerdi. Yayın hayatına başlamasından bu yana bir sene geçti, onlar çizgilerinden hiç şaşmadı ve bizleri hayal kırıklığına uğratmadı...

Gerçek Hayat Dergisi,
Sayı: 2013-8 (643), 18 Şubat 2013

 

Büyüyenay Yayınevi Türk matbuatında örnek olacak bir girişim başlattı ve geçmişte önemli olabilecek kitapların yayınını gerçekleştirdi. Umumun ilgisini çekmeyecek kitaplar, Türk kültür hayatı için önemli katkılar sunarken yayınevi açısından çok da ekonomik kazanç getirecek cinsten değildir. Daha önce İletişim Yayınları’ndan çıkan ve üzerine birçok eleştiriler yazılan Necib Asım Yazıksız’ın “Kitap” kitabı Büyüyenay Yayınları arasından büyük bir emek mahsulü olarak yayınlandı. Notlarla zenginleştirilen kitap, aslında kaynak eserlerden biri olarak kültür hayatımızdaki yerini aldı. Hatırat ve tasavvuf kitaplarıyla da dikkat çeken yayınevi, bundan sonra da kültürümüze önemli katkılar sağlayacak gibi görünüyor...

Atilla Mülayim, Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı 2013, Türkiye Yazarlar Birliği Yayını, Mart 2013, Ankara

 

Ali Behçet Efendi’nin Büyüyenay Yayınlarından çıkan Ubeydiye Risalesi’ni okudum. Risaleyi Yusuf Turan Günaydın yayına hazırlamış. Başına mufassal bir biyografi de eklemiş. Matbaa-i Âmire, İstanbul, 1260’da yayımlanan bu eser, bir yüksek lisans tezine ve bir kaç makaleye konu olmuş. Hem çeviriyazı metin hem sadeleştirilmiş hali hem de Osmanlıcası birarada olan eserin, günümüz tasavvuf yayıncılığından farklı bir yerde durduğunu hemen söylemeliyim. Aslında ‘üç kitap’ bir arada yayımlanmıştır. Büyüyenay Yayınları bu yönüyle yayın dünyasının alıştığı, bildiği tarzın dışında bir tarz kurmakta...

Asım Öz, Dünya ve İslam Gazetesi,
Kitap Fikir Eki, Sayı: 4, Şubat Mart 2013

 

“Hattatların ve Kitap Sanatçılarının Destanları” alt başlığı ile Müjgan Cunbur (d. 1926) tarafından hazırlanan eser ünlü Osmanlı şair ve tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âlî (1541-1599)’nin eseridir. Osmanlı sahasına ait kültür eserlerine ilgi duyan okuyucu hemen hatırlayacaktır: Âlî’nin bu eserinin yıllarca önce Kültür Bakanlığı Yayınları arasında da bir baskısı yapılmıştı (1982) ve o baskıyı da yine Müjgan Cunbur hazırlamıştı. Bu eserin Büyüyenay baskısında ise metin, hazırlayanı tarafından yeniden elden geçirilmiş; “(…) ilk baskıda unutulan, mizanpaj ve baskı kazasına uğrayan yerler tesbit edilmiş ve gerekli düzeltmeler yapıl”dıktan sonra okuyucuya sunulmuştur. Bu durum konuya ilgi duyan okuyucu için çok önemlidir.

Eserin Kültür Bakanlığı baskısından tek farkı söz konusu tashihler değil elbette. Büyüyenay, o baskıdaki sıkıcı ve okuyucuyu hiç de kendine çekmeyen görüntüyü tamamen silecek bir sayfa düzeni ve eklerle basmıştır eseri. Bölüm başlıklarından önceki perde sayfalarında kaligrafik zemin baskılar ve en sonda genç hat sanatkârlarımızdan Mustafa Cemil Efe’nin “Hüsn-i Hat ve Tezyinî Sanatlardan Örnekler” başlıklı eki de eserde ele alınan konuyu görsel malzeme ile destekleyen bir bölüm teşkil ediyor. Ayrıca Yayınevi, önceki baskısında verilmeyen Arapça, Farsça beyitlerin asıllarını da metne yerleştirmiş ve bu işlem için Ali Aran ve Ebubekir Subaşı’nın da katkısını sağlamış...

Menâkıb-ı Hünerverân sayesinde XV-XVI. yüzyıla kadarki gerçek hüner sahipleri yâd edilmiş ve zevkiselim sahibi insanlardan günümüze bir izdüşüm yansıtılmış durumdadır. Ne mutlu hüner sahiplerine.

Yusuf Turan Günaydın,
Hece Dergisi, Sayı: 196, Nisan 2013

 

Türkçede de yüzlerce, binlerce [Siyer-Peygamberimizin hayatını anlatan] kitap var. Hemen her gün bir yenisi daha ekleniyor bu kitaplara. Yakınlarda yayınlanmış bir siyer kitabı var elimde. Varlığın Sevinci adını taşıyor. Kitap, tasavvufi eserlerin hazırlanması işine kendini adamış olan H. Rahmi Yananlı tarafından kaleme alınmış...

Yananlı’nın kitabı, bir inceleme, araştırma havasından oldukça uzak. Bir anlatı tadı, bir hikâye tadı var. Örneğin Abddülmuttalip ile anne Amine’nin karşılıklı konuşmalarına şahit oluyoruz kitapta. Yananlı, klasik siyer kaynaklarında anlatılmayan bölümleri, muhayyilesi ile doldurmuş. Bu durum kitaba bir anlatı tadı vermiş, eserin okunurluğunu arttırmış diyebiliriz.

Eser boyunca yazarın takındığını üslubun bir yansıması da, arada teknik bazı bilgiler aracılığıyla yorumlar yapmasıdır. Bu yorumlar zaman zaman çağları aşıyor ve günümüze kadar geliyor...

Yananlı’nın üslubunun nezih olduğunu, eserin kendini çok rahat bir şekilde okuttuğunu, bilgi yüklü cümlelerin eser boyunca serpiştirildiğini, bu anlamda okuyucuyu bilgiye boğarak yormadığını görebiliyoruz. Bunlar bir siyer kitabı için önemli nitelikler…

Varlığın Sevinci kitabı, Peygamberimizi öğrenmeye, anlamaya yardımcı olacağını düşündüğüm bir kitap. Bu vesileyle, kitabın yazarından Allah razı olsun diyor, Büyüyenay Yayınlarına böylesi güzel eserlerle okurların gönül dünyasını aydınlattığı için teşekkür ediyorum.

İsmail Demirel,
dünyabizim.com, 18 Nisan 2013

 

“Süheylî’den Duyulmadık Hikâyeler”, “Pendnâme-i Attar Şerhi”, “Menâkıb-ı Hünerverân”, “Tehzibü’l-Ahlâk”, “Tuhfetü’l-Ümerâ ve Minhatü’l-Vüzerâ” ve daha nice mümtaz Türk-İslâm klasiği... Bu eserlerin müşterek noktası “Büyüyenay” Yayınları tarafından anlaşılır ve istifade edilir bir takdimle okuyucuya sunulmuş olmaları.

Büyüyenay Yayınları da... satış rekoru kırması beklenmediği için ticâri şansı pek parlak görünmeyen değerli eserleri meraklısına ulaştırırken şövalyevârî bir tavır sergiliyor. Kültür Bakanlığı ve sair devlet yayınları, klasik kaynak yayınından -bence doğru bir kararla- çekildikten sonra meydanı, işte böyle idealist yayın kuruluşlarının alması gerekiyordu.

Bayrağı yere düşürmedikleri ve –inadına klasik ve okunası- eserler yayımlamaya devam ettikleri için “Kitabevi”ne ve “Büyüyenay”a destek olmamız lâzım. Aklınızda bulunsun; bu yayınevlerinin neşrettiği şeyler arasında ilginizi çeken birisi mutlaka vardır.

O kitabı bulup satın alırsanız, bir kitap sahibi olmaktan daha fazla bir şey yapmış olacaksınız.

Ahmet Turan Alkan,
Zaman Gazetesi, 28 Nisan 2013

 

Büyüyenay Yayınlarını bu kadar önemli kılan, gözümüzde büyüten, kütüphanemizde kendisine ayırdığımız raf sayısını çoğaltmamızı icbar eden nedir? Öncelikle Büyüyenay, birçok yayınevinin kâr-zarar münasebetinden zarar hanelerinin lebaleb dolacağını zannettikleri için cesaret edemediği, edemeyeceği bize ait, geçmişimizi bugüne taşıyan kitaplar bastı, basıyor... Yayınevi bir yılda 27. kitabına ulaşmış... Basılan kitapların nitelikleri de göz önünde bulundurulacak olursa, birkaç yayınevlik iş ortaya konmuş.

İbrahim Coşkun,
Yedi İklim Dergisi, Sayı: 278, Mayıs 2013

 

İnsanın hikâyesi her yerde aynıdır aynı olmasına lakin bir de dil var, coğrafya var, inançlar ve kültürel katmanlar var. Genceli Nizamî’nin Heft Peyker’i tam da bu katmanlar arasından süzüle süzüle doğup büyümüştür... Vaktiyle Mehmet Emin Yümni’nin Farsçadan dilimize çevirdiği eser Aytekin Yıldız’ın güncellenmiş dil zevki ve Büyüyenay Yayınları’nın yayıncı titizliğiyle okura sunulmuş durumda.

Nar, portakal, limon, incir ve daha nice meyveler ve yemişler, koca dağlar, dehşet ve karanlık mağaralar, meleklerden daha güzel körpe kızlar, türlü türlü yırtıcı kuşlar, insan denilen varlığın her sese ve kılığa bürünmüş bin bir hali, hayret, rüya, yürürken insanın kendi gölgesinden korkması, at suretine bürünmüş ejderhalar, hayır ve şer namındaki iki kişi, hasılı çetelesini tutsanız bir hayal dükkânı açmaya yetecek kadar eşya ve şekil göz kırpar bu metinlerde. Heft Peyker’i okurken, Kieslowski’yi, üç rengi ve Julliet Binoche’un Mavi’deki o unutulmaz yüzünü de hatırladım. Belki birisi çıkar bu yedi renkten yola çıkarak harika bir film de çeker. Kim bilir? Her bir renk bir yüz çünkü.

Ömer Erdem,
Radikal Kitap, 3 Mayıs 2013

 

Yahya Kemal hem Türk şiiri açısından hem de bir dönemin Türk düşüncesi açısından çok önemli bir isim. Dahası, medeniyetimiz üzerine yüksek fikirler ortaya koymuş bir kafa. Şimdiye kadar Yahya Kemal üzerine pek çok makale, kitap yayınlandı. Son olarak Alim Kahraman’ın Büyüyenay Yayınları tarafından basılan Büyük Göçmen Kuş Yahya Kemal Beyatlı kitabı şair hakkında en derli toplu çalışma oldu...

Zeynep Betül Erhun, Gerçek Hayat Dergisi,
Sayı: 2013-22, 27 Mayıs 2013, Sayfa: 20-21.

 

Ali Behçet Efendi 18. ve 19. yüzyıllarda yaşamış Konyalı bir tasavvuf erbabı. Tasavvufun Nakşîlik, Mevlevîlik ve Melamet kollarıyla ilgili bir mutasavvıf. Ubeydiye Risalesi tasavvuf yolunu seçenler için bir el kitabıdır.

Yusuf Turan Günaydın, kitabın giriş bölümünde Ali Behçet Efendi’nin hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi vermiş ve risalenin hem çeviriyazı metnini, hem de sadeleştirmesini, hem de tıpkı basımını bu kitapta bir araya getirmiş.

Yusuf Turan Günaydın’ın titiz çalışmasının sonucunda ortaya çıkan bu kitabın, tasavvufî pek çok kavramı öğrenmek isteyenler için anahtar özelliği taşıdığını da belirtelim.

Elif İnceli,
Edep Dergisi, Sayı: 40, Haziran 2013

 

Evvela kendinize bir Osmanlı çayı demleyin. Ardından sessizce bir köşeye çekilin. Hasılı, kendinize Ahmed Refik’in Âlimler ve Sanatkârlar kitabını okumak için hususi bir sit alanı oluşturun. Çünkü kitabı okumaya başladığınız andan itibaren kendinizi dönemin mimarları, hocaları, ustaları ve hatta şehnamecileri arasında bulacaksınız ve bir daha girdiğiniz o havanın içinden çıkmak istemeyeceksiniz... Kitabın kapağını çayınızın son yudumuyla kapatmış oluyorsunuz böylece. Aslında ağzınıza bir parmak bal çalınmış oluyor. O dönemin şairlerinin, ilim adamlarının, sanatçılarının hayatlarını okumak demek, hicrî 10. ve 11. asırlara tanıklık etmek demek... Belki de en çok bu yüzden “bizde eski tarihçiliğin son, modern tarihçiliğin ilk, popüler tarihçiliğin ise en yeni temsilcisi” olarak kabul edilen Ahmed Refik’e büyük bir şükran borçluyuz.

Hatice Sarı,
dünyabizim.com, 27 Mayıs 2013.

 

Yahya Kemal hakkında yapılan ciddi çalışmalardan biri var karşımızda. Âlim Kahraman, öteden beri Yahya Kemal üzerine kafa yoran isimler arasında öne çıkan birkaç kişiden biri olarak kabul edilir... Yazar, Büyük Göçmen Kuş Yahya Kemal Beyatlı’nın sunuş yazısında Yahya Kemal’e ait sağlıklı bir hayat bütünlüğü ortaya çıkarmaya çalıştığını söylüyor... Âlim Kahraman’ın çalışması bütünlüklü bir yahya Kemal portresi veriyor okuyucuya... Kahraman’ın eseri, kapağından basımına, içindekiler kısmından indeksine kadar büyük bir titizliğin sonucu olduğunu gösteriyor.

Bahtiyar Aslan, Türk Edebiyatı Dergisi,
Sayı: 476, Haziran 2013, Sayfa: 77.

 

Yayın dünyamıza sessiz sedasız, nümayişsiz vaveylasız, reklâmsız bir şekilde merhaba diyen bir yayınevi var karşımızda: Büyüyenay Yayınları. Yayın yönetmenliğini Mustafa Kirenci’nin üstlendiği Büyüyenay, 2012’nin Şubat ayı içinde bastığı 6 kitapla okurlarını selamlamıştı. O günden bugüne bastığı 40’a yakın kitapla okurların gönlünde taht kurdu. Bu taht kuruş, medar-ı maişet motorunu döndürebilecek kalibreye ulaştı mı bilmiyoruz. Ancak temennimiz bu yöndedir, zira Büyüyenay Kitaplığı her ay yeni kitaplarla kütüphanelerimizdeki raf sayısını arttıracak nice üstü toprakla kapanmış eseri gün yüzüne çıkarabilsin...

Bugün tasavvuf dünyamızın üç önemli sac ayağı olan Yunus Emre, İbn Arabî ve Mevlâna hakkında bir şeyler yazamayanların tasavvuftan haberdar olduklarını, İslam milletini tanıdıklarını söylemek mümkün değil. Çünkü üzerinde yaşadığımız topraklar bu üç büyüğün kitaplarındaki sütle beslendiler ve bugüne geldiler. O yüzden bu üç veli es geçilerek, görmezden gelinerek tasavvufa dair bir şeyler yapmak mümkün değil. Bursevî Hazretleri de Mesnevî’ye kayıtsız kalmamış ve Mesnevi üzerine yaptığı okumalar sonucunda aldığı notları bir risale olarak derlemiş ve Mesnevi’nin Ruhu adlı kitap ortaya çıkmış...

Mesnevî bahçesinden İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin rehberliğinde çiçekler dermek isteyenlerin okumaları gereken bir kitaptır diyoruz Mesnevî’nin Ruhu için.

İsmail Demirel,
dünyabizim.com, 23 Haziran 2013.

 

Büyüyenay’a Maşallah... Bilmem farkında mısınız; Büyüyenay Yayınları hedefe kitlenmiş ok gibi zerre kadar yalpalamadan, hayranlık verici bir performansla yayına devam ediyor. Yayın hayatına başladığından beri, bu kitabı almasam da olur diyeceğim tek bir firelerini görmedim. Ya gidip koşa koşa aldım ya da hâlâ içim sızlıyor, bir an önce alsam diye. Gürbüz, güzel bir çocuk gördüğünüzde elinizde olmadan dudaklarınızdan “maşallah”lar dökülür ya, Büyüyenay ile benim aramdaki durum da bu. Hâlâ evinde bu yayınevinin tek bir kitabı olmayanlar elini çabuk tutmalı; reklama mı benzedi söylediklerim, en fenasını en sona sakladım: siz bu satırları okurken ben çoktan eksiklerimi tamamlamak üzere yayınevinin yolunu tutmuş olacağım.

Aykut Ertuğrul, Aşkar Dergisi, Sayı: 27,
Temmuz-Ağustos-Eylül 2013, Sayfa: 124.

 

Bugüne kadar hakkında onlarca kitabın, yüzlerce makalenin yazıldığı Nasreddin Hoca ve latifeleriyle ilgili son dönem yayıncılığımızın yüz akı sıfatını hak eden Büyüyenay Yayınları da bir kitap yayınladı: Nasreddin Hoca Latifeleri –Burhaniye Şerhi-. Kitap, özenli bir kapak ve iç düzenle sunuluyor okura. İlk baskısının 1989 yılında Kültür Bakanlığı Yayınları tarafından yapıldığını öğreniyoruz kitabın.

Kitap, Fikret Türkmen Hoca’nın Nasreddin Hoca latifeleri üzerine yazdığı ve eşsiz değerdeki 60 sayfalık bir giriş bölümüyle başlıyor. Bu bölümde Hocadan sadır olan sözlerin ne olduğu tartışılıyor. Ardından da bu latifelerin mahiyeti üzerinde duruluyor. Yine aynı bölümde Hoca’nın latifeleriyle ilgili dünyada yapılan çalışmalar tanıtılıyor. Bu çok değerli giriş bölümünden sonra Seyyid Burhaneddin Çelebi’nin derlediği Nasreddin Hoca’ya ait 121 adet latife ve bu latifelerin şerhi çevrimyazı olarak sunuluyor. Hemen bu bölümün akabinde, şerh bölümünün sadeleştirilmiş hâlini görüyoruz. Ardından bir sözlük var. En son olarak da kitaba konu olan eserin Afyon İl Halk Kütüphanesi’nde bulunan elyazma nüshasının tıpkıbasımını bulabiliyoruz. Bu anlamda hem akademisyenlerin, hem meraklılarının, hem de halkın yararlanabileceği bir eser meydana gelmiş.

Açıkçası biraz meşakkatli ve zor bir işin üstesinden gelmiş hem yayınevi hem de Türkmen Hoca. Zira genel okur kitlesi böylesi inceleme araştırma eserlerine pek fazla pirim vermiyor.

Yukarda saydığımız beş bölüm halinde basılması kitabın, bizim işini bilen bir hoca ve yayıncıyla karşı karşıya olduğunuzu haber veriyor. Türkmen Hoca 60 sayfalık önsözde gerek Nasreddin Hoca’yı gerek hocanın latifelerini, bunları nasıl anlamak gerektiğini, bu latifelerin komik sanatı içinde nereye oturacağını tartışarak, açıklayarak anlatıyor. Batılı bilim adamlarının bir insan eylemi olarak gülme üzerine yazdıkları metinlerden yola çıkarak anlamaya ve anlatmaya çalışıyor Nasreddin Hoca’yı ve latifelerini.

Nasreddin Hoca Latifeleri –Burhaniye Şerhi- kitabı da Nasreddin Hoca’nın kim olduğunu bizlere gösteriyor. Türkçedeki 80’lerden sonraki telif çalışmalar Hoca’nın ne olmadığına yönelik çalışmalardı. Her ne kadar o çalışmalarda da Nasreddin Hoca’nın kim olduğu anlatılıyorduysa da aslında, Hoca’nın kim olmadığının altı çizilmeye çalışılıyordu kalın çizgilerle. Bu kitapla birlikte artık Nasreddin Hoca’nın kim olduğunu net bir resim hâlinde görmüş oluyoruz.

İsmail Demirel,
dünyabizim.com. 26 Temmuz 2013.

 

Kâmil Doruk’’un üç öykü kitabı Antik Sevgililer, Ağlamayın Efendim ve Hikâyevikâye Büyüyenay Yayınları arasında Yağ Sevgili Yürek adıyla toplu öyküler olarak yayınlandı. Özellikle ilk kitabı Antik Sevgililer’le kuşağının en önemli öykücüleri arasında yer alan Kâmil Doruk’un öykülerinin merkezinde, modernizm, çağ ve yanlış hayat eleştirisi yer alır. Ezilmişlerin, çocukların, yalnızların dünyasına eğilip, sürüp giden yanlışları açık eder. Merhamet, vicdan ve sevgi eksikliğini gündeme getirerek iktidar, düzen, toplumsal hayat eleştirisi yapar. Bütün bunları da gelişmiş bir dil bilinci ve felsefi derinlikle kurgular.

Geleneksel öykü anlayışının dışında, kendini kolay ele vermeyen, kapalı, daha çok iç sesin hâkim olduğu biçemi tercih eden Kâmil Doruk, yalnızlık, insansızlık, zaman, ölüm etrafında gezinerek imgesel, soyut bir öykü dünyası yaratır. Yazdıklarında hep dil, inanç, felsefe eksenli bir yazınsal tutum gözlenir. Çağrışımsal, yoğun bir anlam arayışı içerisinde beğenisi incelmiş, öyküde farklı tatlar arayan okurları önceler. Bazen fazlasıyla kişisel kimi duyguları/durumları metne yansıtması, anlatımdan, kurmacadan uzaklaşıp deneme diline evrilmesi, sürekli şiir ve öykü arasında geçişler yapması, yoğun cümlelerle metni oluşturması, onun öykülerinin kapalı bulunmasının belli başlı nedenleri olarak sayılabilir. Metinlerinde bir öykücüden çok şair yaklaşımı baskındır.

Pek çok öyküsünde iktidar, düzen, toplumsal hayat eleştirisi yapar. Anlatıcı yanlış hayatlarda, yanlış düzende, cehennemi bir hayat yaşamaktadır. Bu durumunu uzaktaki bir sevgiliye mektup gibi yazar ve kendi durumuyla, hayatla, yanlışlarla yüzleşir, hesaplaşır...

Kâmil Doruk öykülerinde gündelik hayatımızda gözden kaçırdığımız, yoksullara, meczuplara, çocuklara, adaletsizliklere dikkat çeker. Hem de öykü anlatısının gerektirdiği dil bilinci ve kurmaca ustalığıyla. Onun toplu öyküleri bu ilgileri merak edenler için güçlü bir imkân sunuyor.

Necip Tosun, Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki,
Sayı: 79, 18 Ağustos 2013, Sayfa: 12.

 

Çıktım Erik Dalına, Yunus Emre’nin ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü’ diye başlayan gazeline İsmail Hakkı Bursevî, Niyazi-î Mısrî ve Şeyhzâde’nin yapmış oldukları şerhlerin biraraya getirilmesinden meydana gelmekte. Suat Ak, bu eşsiz şerhleri bir araya getirerek Yunus’un daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Ariflerin sözlerinin hafife alınmaması için bu kitap çok isabetli bir çalışma olmuş. Kapıyı aralayıp zenginliklerle kucaklaşmak da okuyucuya kalıyor.

Mustafa Uçurum,
dünyabizim.com, 29 Eylül 2013.

 

Osmanlı dönemi hat sanatının serencamına dair dönemin billûr kalemi Gelibolulu Mustafa Âlî tarafından meşk edilen Menakıb-ı Hünerveran, çeşnisi bol, isimleri kavi, hülyalık bir bahçeden sesleniyor şimdilerde. Şimdilerde deyişim, merhumun ilk olarak bin beş yüz seksen yedi tarihini kayıt düştüğü eser, sonrasında İbnülemin Mahmut Kemal İnal tarafından 1926’da, yenilerde ise 1982 tarihli Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları’ndan baskısının ardından yıllarca unutulmuş, üzeri küllenmişti. Neyse ki merhum Dr. Müjgân Cumbur’un himmet ve gayretiyle yeniden ve fakat içerik ve biçim olarak aslına sadık kalınarak sadeleştirilmiş, sözlük, dizin ve gözlere şenlik levha örnekleriyle bayram yerine dönüştürülerek sunulmuş kültür hanemize.

Büyüyenay Yayınları’nın incelikli zevk işçiliğini esasen kutlamak gerek. Eserin yüzyılların ardından yeniden gündeme getirilmiş olması, şüphesiz ki kültür aktarımını alfabe yoluyla devam ettiren bir hayat kaynağının kurutulmasıyla her şeyin ters yüz edildiği bir dönemin ardından, ademe mahkûm edilen böylesi eserlerin yeniden okurla buluşturulması bir kadirşinaslık örneği olarak takdire şayan bir çalışma, yeri doldurulmuş bir göz nuru halinde ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Menakıb-ı Hünerveran’ı (Hüner Sahiplerinin Menkıbeleri) bir güzel unutulmuşlar albümü halinde, uzakta kalmış, özlenen, buğulu tarih levhalarının bir dizi olarak sıralandığı seremoniyi sergiliyor. Şark klasikleri arasında hatt, nakkaş, musavvir ve teclid (ciltleme) hizmetinin azad kabul etmez üstadlarının yer aldığı eser, binbir işçilik ve geniş bir araştırma neticesinde kendi hallerince sırlanan isimleri gün yüzüne çıkarıyor. Kendi hallerince sırlanmışlardır ki caize telaşına düşmüşlerin yanında, hünkârın iltifatıyla bir ömür düş evrenine uğramışların hikâyesiyle çevrelenir sanat dediğimiz şey... Âlî, mebzul miktarda sanatıyla yer edinmiş güzide isimleri zikrederken mana âleminin yolcularını, kudretli devlet adamlarıyla birlikte rahmete gark eyliyor. Hatt sanatının öncelikli olarak yer aldığı eser, beş bölümden müteşekkil. Yazı erbablarının, üstadlarının, ustalarının, aynı güzellikte esere düşen yüzleri birer birer nakşediliyor sayfalar boyunca. Edebî, tarihî ve sosyal bütünlüğüyle yetkin bir heyecanın kaleminden Arap, Fars ve Türk sanatçıların isimlerini ve kaylule uykusu kadar tatlı üslubunu okuyunca, avuçlarımız arasından kayıp giden mazîye dair ruhumuzdaki nedamet duygusu bir kere daha kahırlanıyor.

Bir destan tadında sürükleyen eseri ve nesrin gücüne iman eden mazbutluğuyla Mustafa Âlî, üzeri küllenen ateşi yeniden yakıyor ki gönlünde bu ateşi duyanlara ne mutlu!..

Reşit Güngör Kalkan,
dünyabizim.com. 9 Ekim 2013.

 

son derece titiz çalışan ve değerli eserleri tekrardan neşreden oldukça genç bir yayınevi.

hayret ki hakkında ilk entry bize nasip olmuş; yakın zamanda eminim buraya birçok pozitif geri bildirim gelecektir. bünyesinden çıkmış ilk kitaplardan olan a’mak-ı hayalde; piyasadaki tüm basımların orijinini oluşturan birinci ve ikinci basımlar karşılaştırılıp özgün metin verilmiş, hatalar düzeltilmiş ve sayfa altlarına kelime anlamları eklenmiş. bu çalışmadan ve sürekli yenilerini ekledikleri basımlarında seçtikleri eserlerden yola çıkarak özlenen bir kaliteyi oluşturduklarını söyleyebiliriz...

dr neyzane, ekşi sözlük, 28.10.2013

 

Büyüyenay Yayınları Temmuz 2013’te okuyucularına yine unutulmuş bir eseri günümüz Türkçesiyle sundu. Turan Açık ve Mücahit Kaçar’ın birlikte hazırladığı eser, on altıncı yüzyıl bürokrat müelliflerinden Cafer Iyani Bey tarafından ‘Nur-i Muhammedi’ düşüncesi etrafında şekillenen Nûr-nâme isimli kitap... Gözünü ve gönlünü rahmete doğru açmak isteyenler, dünyanın ‘dünyalık’ işlerinden yorulanlar, derdimizin ‘Hazreti Peygamber’e komşuluk’ olduğunu unutanlar için Nûr-nâme güzel bir hatırlatma. Günümüz Türkçesine çevrilmiş bu eser şüphesiz ki bir fırsattır, değerlendirmemiz temennisiyle.

Gökhan Ergür, İtibar Dergisi,
Sayı: 26, Kasım 2013, Sayfa: 67-69.

 

Aynî’nin artık sahaflarda bile rastlanmaz olan kitabı Türk Azizleri 1. İsmail Hakkı, silbaştan elden geçirilerek yeniden basıldı. Kitabı İsmail Dervişoğlu yayına hazırlamış bulunuyor. 1944’te ilk baskısı yapılan eserin -diline dokunmadan- yazım usûlü ve içindeki Arapça, Farsça alıntılar açısından elden geçirilmesi son derece isabetli olmuştur. Haddizatında bu tür eserleri yeniden basarken böylece yenilemek gerekir. Fakat son derece dikkatle ve yine yenileyici bir tutumla…

Mehmed Ali Aynî’nin bu eserinin rahat bir sayfa düzeni, şık bir kapak kompozisyonu ve daha da önemlisi ayrıntılı bir indeksle yeniden okuyucuya sunulmuş olması (İstanbul 2013, 346 s.) büyük bir kazançtır. Kitap Türkçe sûfî monografileri arasında örnek bir metindir.

Yusuf Turan Günaydın, Hece Dergisi,
Sayı: 203, Kasım 2013, Sayfa: 158-160.

 

Nasreddinn Hoca Latifeleri adlı kitap Büyüyenay Yayınları arasında çıkmış, Nasreddin Hoca’yı inceleyen çok farklı bir kitap. Prof. Dr. Fikret Türkmen tarafından hazırlanan bu kitap, orijinali halen Afyon İl Halk Kütüphanesinde bulunan, Mevlâna’nın torunlarından Seyyid Burhaneddin Çelebi tarafından yazıla Hace Nasreddin Latifesiyle Burhabiye Tercümesi adlı yazma eser üzerine yapılmış bir çalışmadır. Bu kitap Türk dünyasında zincirleme bir çoğalma ve zenginleşme ile fıkraları yayılan Hoca’nın fıkralarındaki evrensel yapı nedir sorusuna cevap aranmış. Bu cevabı bulabilmek için de günümüzde bütün dünyada insanların nelere güldüğünü açıklamaya çalışan görüşleri inceleyip sonra Nasreddin Hoca’nın fıkraları bu görüşlerden nerelere yerleşebilir ve nasıl açıklanabilir soruları üzerinde durulmuş. Kitabı okurken gülmenin bilimsel bir yönü olduğunu öğrendim. Teorisyenler gülmek ile ilgili birçok teori ortaya koysa da bu kitapta, “üstünlük” ve “uyumsuzluk” teorileri ele alınmış. Nasreddin Hoca fıkraları bu yönlerden incelenmiş. Ayrıca Seyyid Burhaneddin’in kaleme aldığı 121 Nasreddin Hoca fıkrasının tercümesi ve açıklamaları kitapta yer almaktadır...

Şakir Gönülce, dünyabizim.com. 3 Kasım 2013.

 

H. Rahmi Yananlı’nın araştırmaları ve çalışmaları sonucunda İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulduğu Risaleler, Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış. Eser, Büyüyenay Yayınları’ndan çıkmış. Kitap için dört yüz sayfa diyebiliriz ancak yarısı orijinal metnin çevirisi, yarısı sadeleştirilmiş metin olduğundan aslında benim okuduğum kısım iki yüz sayfa.

Bir ilahi vardır, “Yüzüm tuttum sana ya Hazreti Pir” diye başlar… Hasan Fehmi Tezdoğan Efendi’nin bu ilahisinde anlattığı, Muhammed Nûrû’l-Arabî Hazretleri’dir. Ve ilahinin sonlarına doğru şöyle der:

Senin mehdinden ben aciz bendeyim
Vasfın kal’e gelmez ya Hazreti Pir

Şimdi burada tanıtmaya çalışacağım kitap işte o Hazreti Pir’in, yani Seyyid Muhammed Nûrû’l-Arabî Hazretleri’nin eseridir.

Haliyle bu bir ilgi alanı kitabı! Şayet Şeyhü-l Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin eserlerine merakınız varsa, inanın bu kitap tam size göre. Eserde Hazreti Pir, Muhyiddin İbnü’l-Arabî Hazretleri’nden, “Şeyhü-l Ekber Efendimiz” diye söz ediyor. Ayrıca bazı yerlerde de, “Hakikati şöyle buyurur” diyerek, Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin şiirlerinden bolca örnek veriyor.

Bu kitabın sayfalarında, varlığın baştan sona bir hayal olduğunu okuyacaksınız. Ayet ve hadislerle delillendirilmiş tespitler bulacaksınız. Zannımca bundan daha ağır, daha karmaşık ve daha geniş kapsamlı bir konu olamaz.

Hazreti Pir, bu ağır mevzuda bolca örnek vererek, okuyucusunun eseri anlamasına yardımcı oluyor. Tıpkı bir kor parçasının, belirli eksen etrafında hızla çevrildiğinde ateş çemberi olarak görüneceği gibi… Şayet işlemin başında o kor parçasını görmemişsek, bizim için var olan sadece bir ateş çemberidir. Yani hayal! Ben bu örneği, ekseriyetle okunmayan dipnotların birinde buldum. Bu anlamda dipnotlar çok önemli.

Risaleler, gerek şeriat, gerek tarikat ve gerek de hakikat sülûkuna dair bilgilerle dolu. Hazreti Pir, bu sülûk/eğitim sürecini anlatırken, hakikatin gayet kolay olduğunu, lakin mürşidi bulmanın zorluğunu tekrar tekrar hatırlatıyor.

Bir’lik temeli üzerine bina edilmiş bu eserde, çokluğa dair mevzuları da bulacaksınız. Peygamberlerden ve hayatlarından, Ehli Beyt’e; günlük yaşantımızın nizam ve intizamından, ibadetlerimizin verimliliğine; ölüm, kabir ve ölüm ötesi âleme kadar o kadar çok konu var ki Risaleler’de… On yedisini birden düşününce bende ilk beliren, “Kutluluk Risalesi” oluyor. Bu, her okuyan için farklı olacaktır elbette.

Muhammed Nûrû’l-Arabî’nin Risaleler’i bölünmelerden, kavgalardan kurtulup dünyevi ve uhrevi mutluluğu yakalamak için okumamız gereken bir eser. Ancak okumakla yetinmeyip anladığımız kadarını hayata geçirmemiz şart. Hâsılı, şayet sarsıcı hakikatlerle yüzleşmeye hazırsak bu kitabı tekrar tekrar okumalı. Varsın yıkılsın şartlanmalarla, zanlarla inşa edilmiş hayali bilgi kalelerimiz… İlla bir imar eden bulunur...

Zeynep İnan,
dünyabizim.com, 14 Kasım 2013.

 

Iskalanmış bir hakkın teslimi için önce yayınevine değinmek yerinde olacak. Büyüyenay Yayınları, Türkiye’nin en genç yayınevlerinden biri. Fakat yeni olmasına karşın, ne yaptığını bilen, yürüdüğü yolun farkında olan bir yayınevi. Henüz elliye yakın kitabın yayınını gerçekleştirmiş olmasına karşın derinlikli bir yayıncılık anlayışı var Büyüyenay’ın. ‘Karanlık hep vardır, çabalayan ışıktır’ mottosu ile aslında meselenin kendileri açısından nasıl göründüğünü de ifade etmiş oluyorlar. Büyüyenay’ın muazzam yayın trafiğine bu yıl içinde Osmanlı son dönem çok yönlü mütefekkirlerinden Mehmet Ali Ayni de eklendi. Yalnızca bu yazının konusu olan kitapla da değil geçen yıl yayınlanan ve büyük ses getiren ‘Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim’ kitabının yanı sıra ‘İsmail Hakkı Bursevi’ biyografisi ve ‘Hayat Nedir’ kitabıyla da…

‘İnsanın ideali yalnız hakikatle güzellikten ibaret değildir. Bu idealin tamam olması için bu iki mefhuma ‘iyi’ mefhumu da ilave edilmelidir’ diyen Ayni’nin, ‘hayrın ilmi’ olarak tarif ettiği ahlakı anlattığı Ahlâk Dersleri, beş ayrı fasıldan oluşuyor. Fransız ahlakçı Jules Payot’un Cours de Morale adlı eserinin konu olarak izlendiği Ahlâk Dersleri, başlıklar itibariyle de Cours de Morale’e benziyor.

Ahlak’a giriş ve ahlak ilmi üzerine yoğunlaşan eser, ahlak başlığını ‘ahlakçı’ başlığından ayırarak ilerliyor. Ayni’nin sesi, bugün de etrafında dolaştığımız benzer problemleri hatırlatıcı nitelikte. Ayni, ahlakçı değil, ahlaklı olunuz diyor, toplamda. İnsanın, kendine karşı vazifeleri, zekâya karşı vazifeleri, iradeye karşı vazifeleri ve başkalarına karşı vazifeleri ise Mehmet Ali Ayni’nin ilerlediği diğer üst başlıklar...

Bütün ilimlerin ‘giriş’i, ana kaidesi olarak ifade edebileceğimiz ahlak ilmi, ruhun hakikate ibadet etmesinin de mümkün istikameti olarak Ayni’nin kalemiyle okuyucuya ulaşıyor. Ayni, Ahlâk Dersleri’nde ahlak meselesini bütün yönleri ve ince noktalarıyla ele alıyor.

Yusuf Genç, Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki,
Sayı: 82, 11 Aralık 2013, Sayfa: 16.

 

“Tarihi sevdiren adam” Ahmed Refik’ten bir Osmanlı askerî tarihi armağanı daha. [Meşhur Osmanlı Kumandanları]Ecdadımıza sevgimizi gün yüzüne çıkarmayı amaçlayan çalışmada Gedik Ahmed Paşa’dan Makbûl İbrahim Paşa’ya, Özdemiroğlu Osman Paşa’dan Lala Mustafa Paşa’ya tarihimize adını yazdıran birçok kumandanın seferleri kaleme alınmış. Lala Mustafa Paşa’nın Kıbrıs seferine ait şu satırlar müthiş bir savaşa hazırlık sahnesini, ona yakışır bir azametle tasvir etmiyor mu sizce de: “Eylül’ün on altıncı günü Lala Mustafa Paşa ordusunu nazar-ı teftişten geçirdi (denetledi). Muhâsara ameliyyâtı harikulade bir faâliyetle icrâ edilmeye başladı. Mayıs evâsıtına (ortasına) doğru kırk bin kişi vâsıtasıyla inşâ edilen istikâmat kâmilen reşide-î hitâm oldu. Mustafa Paşa bir gayret-i tâkat ber-endazâne ile kayaları deldirerek dâhilinden at üzerinde bir adam görünmeden geçecek kadar üç milden ziyâde bir mesâfe üzerine derin bir hendek kazdırdı. Bu hendeğin gerisine ön kale inşâ edilerek avcı efrâdı bu kalelerin himâyesinde olarak mahsûrîni (kuşatılanları) şiddetli ateşlerle taciz etmeye başladılar...” Arşiv kaynakları, kronikler, yabancı kaynaklı eserleri ilim dünyasına kazandıran popüler bir yazar olsa da bu tavrını ilmî değerlerle harmanlamayı başarmış olan Ahmed Refik’in günümüzün kalem erbabına örnek olması dileklerimizi de yeri gelmişken dile getirelim. Eserin önemli bir özelliği de 1900’de İbrahim Hilmi tarafından yazılan nüshanın esas alınarak incelenmesiyle oluşturulmuş olması. Muzaffer kumandanların seferlerini anlatırken sultana bağlılık vatan sevgisi, fedakarlık gibi pek çok kavrama da vurgu yapıyor Ahmed Refik. Daha önce yazarın Âlimler ve Sanatkârlar adlı eserini de raflara taşıyan Büyüyenay Yayınları samimi bir tebriği hak ediyor. Osmanlı tarihinin bir de unutulmaz kumandanlar üzerinden, hem de tertemiz bir dille okumak isteyenler için daha iyi bir fırsat olabilir mi?

Derin Tarih Dergisi,
Sayı: 21, Aralık 2013, Sayfa: 124.

 

Kapat