Sepetim (0) Toplam: 0,00TL

Basında Büyüyenay (2015-2019)

Yunus’a dair ne kadar yazılsa az, ne çok yazılsa o kadar eksik kalıyor. O, az kelimeyle halin dilini bulan şair. Şiirin tanımını kelimeden kurtulmak olarak yine şiirleriyle vermiş şair. Ve bir medeniyetin en derinine kök salmış devasa bir çınar… Bu yüzden ne kadar kazsak, ne kadar hassas çalışsak hep karşımıza o ve ondan mülhem şairler/şiirler çıkıyor.

Bizim, Yunus’u ve Yunus’un inşa ettiği bu medeniyeti keşfimiz ancak ondan uzaklaşmakla oldu. Millet olarak Batı’ya kapılarımızı açtığımızda ve kendimizi Batı’nın insanı öngörmeyen medeniyetinde konumlandırdığımızda, yabancılaştık, yabancı hissettik. Bizim yurdumuz ve evimiz Batı değildi. Bizim şairimiz Sofokles değildi. Bizim yurdumuz ancak ötelerdeydi ve bizim şairimiz ötelerden konuşan Yunus’tu.

Mustafa Özçelik, işte bu ötelerden konuşan şairimizden etkilenen ve onu anlatmaya çalışan şairleri, ilim adamlarını anlatıyor. Biz de kökü ötelerde olan bu çınarın yakın zamanda açan çiçeklerini Özçelik’in kaleminden kokluyoruz.

Mehmet Emin Gül, Genç Dergisi,
Sayı: 100, Ocak 2015, Sayfa: 55.

 

Türk-İslâm medeniyetine ait Osmanlıca eserleri günümüz Türkçesine kazandırarak, takdire şâyân bir hizmeti yerine getiren Büyüyenay Yayınları’ndan, kıymetli bir eser daha raflardaki yerini aldı. Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin vefatının 100. yılı vesilesiyle hazırlanan bu eser, Türk ve İslâm âleminin bir asır önce yüzleşmek zorunda kaldığı sorunlarla, günümüzde hâlâ baş edemediği sıkıntılarını kıyaslamak için bulunmaz bir fırsat sunuyor.

Filibeli Ahmed Hilmi, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşamış önemli bir fikir adamıdır. 1914’te henüz 49 yaşında iken aniden ölümüyle sona eren kısa hayatına, birçok kıymetli eser sığdırmayı başarmıştır. Eserlerinde ele alarak tartıştığı siyasî, dinî, içtimaî ve felsefî meseleler, ufak bazı değişikliklerle beraber günümüzde de sürüp gitmektedir. Bu yönüyle Şehbenderzâde’nin eserlerine konu olan mevzuların, güncelliğinden pek bir şey kaybetmemiş olduğunu söylemek pekâlâ mümkündür.

İşte burada tanıtımını yapmaktan mutluluk duyduğumuz eserde de yazar, İslam dünyasının bugün karşı karşıya bulunduğu bazı temel problemleri, daha 20. yüzyılın başında mevzu etmiş olması bakımından dikkat çekicidir. 1910’da basılan bu kitapta Şehbenderzâde, esas olarak bu tarihlerde Avrupa devletlerinin, Doğu-İslam dünyasına yönelik siyasetlerini ve buna karşılık Osmanlı Devleti’nin mevcut durumunu ele almıştır.

Sağlam fikrî muhakemesinin yanı sıra, Şehbenderzâde’yi dikkate değer kılan başka bir hususiyeti de dile olan hâkimiyeti ve eserlerindeki üslup zenginliğidir. Yaşadığı dönemde toplumun Batı kültürü karşısındaki halini özlü şekilde ifade ettiği şu satırlar, onun dile hâkimiyetinin en güzel numunesidir: “Bugün zenginlerimiz, evlatlarını sahte ve zararlı bir terbiye ile, gülünç bir kukla şekline koydukları vakit gerek vatan ve milletlerine, gerek kendi aile ve nesillerine ne kadar büyük fenalık ettiklerini fark bile etmiyorlar. Garp Medeniyetinin iğrenç tortularını haris bir şekilde alıyor ve taklitte maatteessüf avamımız bile gayret gösteriyor. Bir işçi, bir satıcı, bir dükkâncı, bir küçük sanatkârın meyhanede oturup da, ‘bana konyak, apsent, bira, cin getir!’ demesi ciddi teessüflere layıktır.”

Batı medeniyeti karşısında nasıl bir duruş sergilemek gerektiği; bilimsel ve teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği sıkıntılar; Osmanlı ve İslam toplumu arasındaki ayrılık ve ferdiyetçilik gibi, günümüzde de hâlâ devam eden kronik problemlere, yüz yıl öncesinde bir Osmanlı entelektüelinin özgün yaklaşımını merak edenler için, Şehbenderzâde’nin bu eserini okumayı tavsiye ediyoruz.

Ensar Köse, Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki,
Sayı: 95, 14 Ocak 2015, Sayfa: 14.

 

ey nârin kız ey güzellik... müsteşrik reynold a. nicholson, büyüyenay yayınlarınca yayımlanan (temmuz 2014) islam sûfîleri (the mystics of islam) kitabında, üstadın bu şiirinin çevirisine yer vermiş (sh 136) beşerî/mecazî (?) aşk ile ilahî aşk arasındaki benzerliği, benzer kelimelerle ifade bulduğunu misallendirmek için.

hani, sûfî ve tasavvufun ilk akla düşürdüğü ilahî aşkdır ya… tasavvuf aşk yoludur ya… mutasavvıf âşık kişidir ya; hatta, kişi değil, kişiliğini aşkın (nur) ateşinde eritip kaybetmiş kişi; aşkda ölüp aşkla (nur olup) dirilmiş… aşk arzında ölüp aşk semaında dirilmiş…

ilahi aşk, beşeri (izafi/mecazi?!) aşk…

bu ayırım ne kadar doğrudur? ne kadar yoğurulur? ne kadar ayrılır? veya nasıl kelimelere dökülebilir? bunu yine bu kitabda buluruz...

nicholson’un islamın mistiklerini anlatmağa kalkışmasından (kitabı okurken) şu farkı anlamakdasınız: londra’da oturup bağdad’ı tarif etmek ile bağdad’da yaşamak...

bunu dahi, aynı yayınevinden çıkmış, kemâl edîb kürkçüoğlu’nun “tasavvuf tarihi” ders notları’nı okuduğunuzda delillendirebilirsiniz.

ya’ni, nicholson’un kitabı, fizik kalıplarını kıramamanın gururu ile, gökteki bulutları yerdeki pamuk yığınlarıyla açıklamağa çalışan pozitif bilim (scientific) gözlüğüyle malullerin tasavvufu nasıl gördüğü merak edilir ise okunabilir; yoksa, tasavvufu ve sûfîleri anlamak/öğrenmek için değil. bir nev’i saha (literatür) materiyali/kıl u kâli içün…

tasavvufun ne idüğünü, nice tüttüğünü koklamak içün, kemâl edîb kürkçüoğlu hocamız merhûmun tasavvuf tarihi ders notlarına diz kırmak layık-ı tedrisdir:

“terk-i aşk etmez gönül mahv u perîşân olsa da
her güzel yüzden nasîbi âh u efgân olsa da” (sh. 49)

işte, tam kanatlarımız yanmağa başlamış iken, kül olmadan, amma kül olma yolunda, bu yangının şavkında şehr-i âyine uçmanın vaktidir: “risâle-i mahbûb / nefsin şehirleri» (muhammed sâdık; haz: yusuf turan günaydın; büyüyenay yayınları)

sanırım benim gibi maymun iştihalı pekçoğunun başına gelmişdir: bir kitabı okur iken, beğendiğimiz sahifelerde tatlı-tatlı gezinir, çeşitli çiçeklerden bal (malzemesi) toplayan arı gibi kelime ve cümlelerin hoş manalarıyla içimiz (bal tadıp) şenlendikçe, bitirince dönüp tekrar okuyayım, diye mırıldanırız (elbet sessizce; sadece, gıdalanan ruhumuzun kanatlarının vızıltısı ile). bitince… araya neler (yeni güller/güzeller) girer, değil mi! araya birkaç güzel kendini atsa da, döndüğüm ender güzeldir kıvrak endamlı risale-i mahbub. bir saatlik bir şehiriçi otobüsü seyahatinde baştan sona bir seranatınızı dinleyebilir…

şimdilik (belki sonra değişebilir) demem şu ki:

tasavvuf üç yüzlü bir güzeldir. siz isterseniz, üç katmanlı, üç aşamalı, üç buğutlu diyebilirsiniz. diyelim badem gibi: kabuğu, eti, bademiçi.

sokakda, caddede, meydanda.. rastlayınca görüp beğenirseniz (görme ve beğenme kabiliyeti ve kalitesi bulunanlar için geçerlidir), takibe koyulursunuz. yakınlaşmağa çalışırsınız. beğendiğinizden emin olunca, laf atar, buluşmak istediğinizi beyan idersiniz. beyanınızı ve hal ve hareketinizi ve ses tonunuzu vs beğenir ise, sizden bir hoşluk (elektrik?) alır ise, teklifinize gülümser. (ya’ni, nicholson’un kitabına benzer kitablar içinizde bir ılık dalgalanma/gıdıklanma peyda eder.) takibe başlarsınız. kapusında, virane, tabelası asılı köşke girer. siz de girerseniz, üstündeki çarşafı çıkarıb, elinize, kemâl edîb kürkçüoğlu’nun, tasavvuf tarihi / ders notlarını tutuşturur. kendisini beğendiğinizi bunun muhabbet tellallığı ile beyan ederseniz, şuh bir gülümseme ile elinizden tutup, muhabbet risalesi (sevgi/aşk yuvası) odasına götürür sizi…

aşk ateşinden bir yatağa fırlatıp atar sizi. yanarsınız. yanar, nur/bebek olup doğarsınız...

sembolik konuşur isek: nicholson görüşmeyi, kürkçüoğlu evliliği anlatır iken, risale-i mahbub ultrason (cihazından kendinize bakmağı) teklif etmede.

Kamil Doruk,
Kültür Gündemi, 15 Ocak 2015.

 

Bir kitap okudum. Doğu’nun Hikâye Kuramı. Yazar, kutsal kitaplardan Mesnevi’ye, Kelile Dimne’den Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne Binbir Gece Masalları’ndan Bostan ve Gülistan’a hasılı Mem û Zîn’den Amak-ı Hayal’e kadar iz sürmüş ve bu hikâyelerin ruhunu çözmeye çalışmış…

Yazarın amacı bütünün ruhunu okumak ve “bir aşk edebiyatı” olan doğu birikiminin ana çizgilerini belirlemektir…

Kendi kültürünün dedikoducusu ve vasat tüketicisi olmaktan çıkıp güncelin kaynağı ve umudu kılmak için de böylesi toplu çalışmalara ihtiyaç var. Hikâye süreklidir çünkü.

Ömer Erdem, Radikal Kitap,
Sayı: 722, 16 0cak 2015, Sayfa: 7.

 

Şehir, mutasavvıfların insanı ve onun fiillerini derinliğine anlatırken kullandıkları en önemli metaforlardan biri. Varlık, nefs, fena, beka gibi temel nitelemelerde insan bir sembol olarak şehre benzetiliyor. Yunus Emre’nin “Kasdım budur şehre varam/ Feryad ü figan koparam” ya da Niyâzi Mısri’nin “Var ol Hakikat Şehrine er anda Hakikat sırrına” mısralarında söz konusu olan şehir, insanın yeryüzü yolculuğundaki son durağı olan hakikat mekânı. Ariflerin bu sembolizmi, kişiyi insan ve şehrin hakikatine çağırıyor. Yusuf Turan Günaydın’ın sadeleştirdiği, Büyüyenay Yayınları tarafından yayımlanan Nefsin Şehirleri adlı kitap da insanın hakikat yolculuğundaki şehirleri anlatıyor. Orijinal ismi Risâle-i Mahbûb olan kitap, 18. yüzyıl mutasavvıflarından Muhammed Sâdık Erzincani tarafından yazılmış küçük bir risale.

Kevser Kulaksız, Zaman Gazetesi Cuma Eki,
Sayı: 301, 23 Ocak 2015, Sayfa: 9.

 

Bergamalı Cevdet Efendi’nin Arapçadan tercüme ettiği Mâverdi’nin “Yüce Hedefler Kitabı”nı bütün okuyuculara ısrarla tavsiye ediyorum.

Mine Alpay Gün,
Milli Gazete, 7 Şubat 2015, Sayfa: 8.

Yakın zamanda yayımlanmış olan Modern Öykü Kuramı ve Öykümüzün Kırk Kapısı’ndan sonra usta öykücü, eleştirmen Necip Tosun, Doğu’nun Hikâye Kuramı ile bu kez Büyüyenay Yayınları’ndan okurunu selamlamış. Kuramla ilgili yazılanların, sıkıcı kitaplar olduğuna dair yaygın bir kanı vardır. Doğunun Hikâye Kuramı için bunu söyleyemeyiz. Akıcı ve anlaşılır cümlelerle, meraklısına çok şey vadeden bu kitapta doğuya dair, öykücülüğe dair pek çok zengin tespitle karşılaşıyoruz. Mesela, Alman şair Goethe ya da Italıo Calvino, Genceli Nizamî hakkında neler demiştir? Bu hikâyelerde batıyı etkileyen derinlik, renklerin hikâyeleri oluşu mudur? şeklindeki soruların cevabını bu hacimli kitapta bulmanız mümkün. Mesnevî ile ilgili bilmediklerimiz, Bostan ve Gülistan’ın, Osmanlı döneminde ders kitabı olarak okutulması gibi, mühim notlara ulaşmak isteyenlerin başvuracağı bir kitap Doğu’nun Hikâye Kuramı… Rahatlıkla alanında başucu kitabı olarak gösterilebilecek nitelikte bir eserle karşı karşıya olduğunuzu bir okur olarak fark edeceksiniz.

Meral Afacan Bayrak, Star Gazetesi Kitap Eki,
Sayı: 76, 27 Şubat 2015, Sayfa: 18.

 

Yesevîlik, irfanımızı yoğurmuş mihenk taşlarından biri olarak izleri hâlâ hissedilebilen tasavvufî bir yapıdır. Tarih içinde o da birtakım tesirlerle yoğrulmuş, ışıklarını günümüze böylece yansıtmıştır. Hazînî’nin eseri işte bu yoğruluşların yüzyıllar öncesindeki (XVI. yy.) hâlini sadakatla gösteren bir işaret taşıdır.

Araştırmacılar arasında mütedâvil adıyla Cevâhirü’l-Ebrâr min Emvâci’l-Bihâr Yesevîlik tarihinin en önemli kaynaklarından sayılmaktadır. Eser daha önce de yeni harflere aktarılarak basılmış (1995) ve fakat belli başlı okuyucusunun eline bile tam anlamıyla ulaşamadan ‘tükenmiş’ti. Büyüyenay baskısının çok daha geniş bir okuyucu kesitine ulaşacağı izahtan vâreste bir durumdur ve elbette son derece sevindiricidir. Üstelik Yayınevi, eserin bir sadeleştirmesini de çeviriyazı metinle birlikte okuyucuya sunmakla ‘daha geniş’ bir çevreye ulaşma azmini cesaretle ortaya koymuş olmaktadır... Büyüyenay neşrinde tıpkıbasım metnin de ihmal edilmemiş oluşu, eserin sadeleştirme, çeviriyazı, tıpkıbasım gibi üç ayrı neşir türüne ilgi duyan okuyucuya hitap edecek şeklinde sunuluşu -günümüz şartlarında- bulunmaz bir nimettir. Yayınevinin bu alandaki ısrarcı tutumu ileride bu kitapların ‘Büyüyenay neşri’ unvanıyla anılmasını, aranıp sorulmasını sağlayacaktır; okuyucu, genellikle piyasada birkaç neşri bulunan bu tür eserler arasında Büyüyenay neşrini tercih edecektir. Şimdiden net olarak görülebilmesi zor ise de zaman geçtikçe bu durumun zaman geçtikçe daha da netlik kazanacağı kanaatindeyiz.

Kültürümüzün temel taşlarından olan bu önemli eserin Büyüyenay Yayınları tarafından yeniden ve öncekine göre çok daha iyi şartlarda yayınlanması çok sevindiricidir. Göz okşayıcı ve usta işi kapağı, metinde kullanılan kolay okunur harf karakteri, geliştirilmiş girişi, bütünüyle olmasa da kısmî bir tıpkıbasım içerişi ve sonuna bir dizin eklenmiş oluşuyla her türlü övgüyü hak eden bir çalışma ortaya konulmuştur.

Yusuf Turan Günaydın, Hece Dergisi,
Sayı: 219, Mart 2014, Sayfa: 141-143.

 

Kitaplığımızda hikâyeye dair doyurucu nitelikte hazırlanan bir kitap bulunabilecek artık: Doğu’nun Hikâye Kuramı. Öyküleriyle tanıdığımız Necip Tosun’un kaleminden çıkan bu kitap, hikâyenin evreninde gezindiriyor okuyucuyu. Evrenin (hikâyenin) bütünlüğünü kavrayabilmemiz için evrenin içinden parçalar (örneklem) seçilmiş. Parçaların her biri kendi dönemi içerisinde adından söz ettirdiği gibi çağını aşmış eserlerdir. Mesnevî, Dede Korkut Hikâyeleri, Kelile ve Dimne, Tutînâme, Şahnâme, Makamat, Mantıku’t-Tayr, Binbir Gece Masalları, Bostan ve Gülistan, Leyla ile Mecnun, Amâk-ı Hayâl, Mem û Zîn ve daha birçok eser üzerinden hikâye serüvenimiz anlatılmış.

Hatice Ebrar Akbulut,
dünyabizim.com. 26 Ocak 2015

 

Rasyonel alanlar olarak tanımlanan mantık ve felsefenin, duyusal ve sezgisel kabul edilen sanatla bağlantısı ilk bakışta fark edilemese de, mantığın kurucusu Aristoteles’in retorik ve poetika gibi sanat dallarının ortak özellikler taşımasını eşyanın tabiatıyla doğrudan bağlantılı görmesi bu ilişkinin Antik dönemlerde dahi ifade edildiğinin göstergelerindendir. Ancak bu bağlantının varlığını kabul etmek söz konusu alanların hakikat konusunda takındıkları tavrın ne olduğu sorusunu cevaplayamamaktadır. Ayrıca mantık ve felsefenin hakikatin ne olduğu probleminde şiiri hangi noktada değerli ya da değersiz gördükleri, mantığın şiirin bilgi değerini zayıf görmesi sebebiyle ona karşı takındığı olumsuz tutumun sebeplerinin neler olduğu soruları uzun yıllardır tartışılagelmiştir. Bu tartışmalar mantık metinlerinin şiirsel dil ile yazılıp ezberletildiği medreselerde söz konusu uygulamanın ne oranda faydalı olduğunun tespit edilmeye çalışılmasıyla da pratik alanda devam etmiştir.

Doğu edebiyatının seçkin örneklerini kültürümüze kazandırmaya devam eden Büyüyenay Yayınları tarafından sözü geçen bu tartışmaların tarihsel seyir de göz önünde bulundurularak irdelendiği, bahsi geçen problemlere cevap arandığı bir kitap yayımlandı. Hülya Altunya tarafından kaleme alınan ... [Klasik Mantık Açısından Hakikat ve Şiir] Antik Yunan filozoflarından İslam filozoflarına hatta günümüze kadar hakikat ve şiir kavramları üzerine yapılmış tanımlar kitabın içerisinde okuyucuya sunulmuş ve kurulması oldukça güç olan mantık-şiir ilişkisi yazar tarafından başarılı bir şekilde ortaya koyulmuştur. Özellikle felsefe-sanat-mantık alanlarına ilgisi olan okurlar için çeşitli sebeplerden tartışılamayan sanatta doğruluk (hakikat) meselesi bu kitapta ele alınmış ve irdelenmiştir…

“Bütün bilme etkinliklerinin nihai hedefi, varlığın hakikatine (truth/aletheia) varmaktır.” Hakikat ve Şiir’de bu düşünce eşliğinde şiirin sosyal bilimlerin diğer alanları için de önemli bir yere sahip olduğunu göstererek şaşırtıcı sonuçlara ulaşmaktadır. Hakikat ve Şiir, felsefi anlamda hakikatin ne olduğu, şiir sanatının insanın hakikat arayışına katkılarının neler olabileceği ve şiirin düşünme biçimleri üzerine yapacağı etkileri sorgulayan ve araştıran özgün ve ilk örnek çalışmalardan biri. Antik Yunan’dan, İslam ve modern dönem filozoflarına, 17. ve 18. yüzyıllarda estetiği kuran filozoflara ve modern dönem şairlerine kadar, hakikat ve şiir üzerine ileri sürülen görüşlerin birincil kaynaklara dayanarak tartışıldığı, hakikat ve şiirin klasik mantık ile ilişkisinin incelendiği derinlikli bir çalışma.

Ayşe Şavklıyıldız, Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki,
Sayı: 98, 8 Nisan 2015, Sayfa: 6.

 

Dünya insanı ağlatır. Dünyaya merhaba diyen bebek ilk nefesini aldığında, içine dünyadan bir pay düşmüştür. Arifler bunu “dünyayı içine alanlar ağlar” diyerek ifade ederler. Buradaysak sınanacağızdır. Asude olam diyen meydan gelmesin diye uyarmıştı Ziya Paşa. Bütün bunlara olan eyvallahımızla birlik bir hüznü içimizde gizli gizli taşımaktır, dünyada olmak.

Ay... Gülcemal, bütün bunların ve benim söylemediğim ayrılık acısının hikâyesi. Kaybetmenin, iki kere kaybetmenin, en sevilenin göz önünden ağır ağır yitmesinin göğüsler dağlayan ateşinin koru. Büyük laflar etme derdine tutulmuş, Babil kulesinden ateş eden bir yazar değil Abdurrahman Deveci. Muhacerette, gurbetliğin hâlâ içinde bir yazar. Bunun için İlyar, arkadaşı Abay’ı anlatırken bir yaşanmışlığı hatırlar gibi konuşuyor. Yazıyor demedim, çünkü bunu hissettirmiyor. Zira aslolan kelamdır. Yazma eylemi ne kadar çok sohbete benzerse o kadar sahihtir bu sebepten... Bu sebeple Ay... Gülcemal gözleri ağlamaktan kurumuş bir ananın hüznünü taşır sayfalarında. Hüzünle yoğrulmuş bir kitaptır. Âşığın yüreğinden çıkan bir ahdır.

Ahmed Öztürk,
dünyabizim.com, 4 Mayıs 2015.

 

Büyüyenay Yayınları, yayına başladığı günden bu yana kültür hafızamızı yenileyen eserler neşrediyor. Onlardan biri de Hz. Süleyman’ın Meselleri ismiyle yayınlanan kitap… Allah Teala’nın kullarına gönderdiği peygamberlerin getirdikleri öğretiler itibariyle birbirinden farkı yoktur. Biz Müslümanlar olarak cümlesinin getirdiğine iman ederiz. Aslında diğer iman etmemiz gereken bir husus daha var ki, Resulullah Aleyhisselam Efendimiz’in hayatıyla bizlere öğretmiş olduğu Müslümanlıkta geçmiş peygamberlerin getirdikleri hakikatin hepsi vardır. Yani dönüp Tevrat yahut İncil’de hikmet avına çıkma lüzumu yoktur. Fakat Müslümanlığın Hazreti Adem Aleyhisselam’dan bu yana gelişerek devam eden bir dünyada yaşam pratiği olarak görme açısından Tevrat ve İncil’e başvurmaları gerekiyor. Bu yol biraz tumturaklı olsa da azmi elden bırakmamalı. Hazreti Süleyman’ın Meselleri de dönüp dönüp okunmalı…

Ahmed Öztürk,
dünyabizim.com, 15 Mayıs 2015.

 

Hayatın dağdağalı ritminden kaçıp soluklanmak istediğimizde bazen bir pencere açılır ve içeriye dolan öykü sesi rahatlatır bizi. Bazen yağmurlu bir hüzün eşlik eder bu anlatıcılara, bazen de coşkulu bir bahar seli… Böyle bir zamanda karşıma çıkan İnsan Hatırlar’ın hatırlattığı çok şey oldu. Nermin Tenekeci’nin öykülerinden kalan: Kimi zaman bir yangının yıllar süren küllenişi, kimi zaman tüten bir bacanın sönüşü… Onun öykülerinde hayata dair sahici ayrıntılar var. Evin içinde yanan bir ocağın ateşi, acıyla sınanmış bir ananın haykırışı, daldan düşmüş bir yavrunun kör bakışı, yıllar sonra yüze çarpılan bir yüzüğün sızısı, eski bir sırrın iyiden iyiye ağırlaşan yükü… Öykülerdeki anlatıcılar kimi zaman kadın, kimi zaman erkek, kimi zaman yaşlı, kimi zaman gençtir. Mekânlar ise bildik tanıdık: Evler, yollar, okullar, bağlar, bahçeler, köyler, kentler, kasabalar… Sinematografiktir öyküleri Tenekeci’nin; gözünüzden bir film şeridi gibi akıp geçer kahramanlar, olaylar, mekânlar… İçine alıp sizi ‘öykü’nün bir parçası yapıverir aynı zamanda. Dili, üslubu ve dokunduğu konularıyla –öykü- evreninizi genişletir.

Nermin Tenekeci’nin öyküleriyle tanışmam ilk kitabı Yoksa ile olmuştu. İnsan Hatırlar yazarın elime aldığım ikinci kitabı. “Kurşun Yarası”, “Bu Böyledir”, “Orta Refüj”, “2 No’lu Daire”, “Kanat Sesleri”, “Eşik” ve “Nefes Nefese” adlı öyküler ise, kitabın diğer öyküleri… (Yayınevi logosunun altında yazan cümle dikkatimi çekiyor bu arada: “Karanlık hep vardır, çabalayan ışıktır.”) Büyüyenay Yayınları tarafından yayımlanan kitaptaki bu öyküler, okuru çağırıyor: Sanki, ışığa doğru…

Merve Koçak Kurt,
edebiyathaber.net, 5 Haziran 2015.

 

Mevzubahis edeceğimiz eser de... bir Osmanlı aydını olan Diyarbekirli Mehmed Said Paşa’nın (1832-1891) Tabsıratü’l-İnsan isimli eseri. Müellifin, “methedilmeye ve aşağılanmaya layık ahlâkı, roman suretiyle beyan eder” dediği eseri, bugün bildiğimiz manada roman olmasa da romanımsı yahut roman tadında olarak nitelendirilebilir. Zaten “ahlâkın düzeltilmesine hizmet edecek hoş bir eser” diyerek yazdığını tavsif eden müellif, amacının roman yazmak olmadığını açıkça beyan etmektedir.

Mevzu ahlâkın düzeltilmesi olunca, romandaki kahramanlar ve karakterler de sembolik isimlerden oluşuyor: Akıl, nefs, tevfik, şehvet, cehalet, aşk, güzellik, ırz, namus, vicdan, edep, gayret, haya, hicap, gençlik, haset, işret, adavet, kibir, ucub, basiret, intibah, tevazu, pişmanlık, rıfk, mülayemet, istihza, adalet, heves, gazap, iştiyak, hırs, irtikap, hülya, tûl-i emel, tevbe. Ve bunların hepsi “hayat” isimli hükümdarın memleketinde yaşıyorlar. Filhakika birbirine zıt ama kaim olabilmeleri için birbirine muhtaç olan bu güzel ve çirkin vasıflar, ahlâkın niteliğini belirleyen tutum ve davranışlardan başka şey değiller. Ancak, bunların birbirleri ile olan münasebetleri, mücadeleleri ve çekişmeleri tahkiye usulüyle kâğıda dökülünce, ortaya okuması keyifli bir metin çıkmış.

Adından anlaşılacağı üzere insana tutulan bir ayna vazifesi icra eden bu kitap bir ayna misali, her birimizde az veya çok bulunan sıfatları ve bunların değerlerini bize yansıtmaktadır.

Eski ve pek çoğu unutulmuş eserlerimizi bizlerle buluşturmak gibi hayırlı işlere imza atan Büyüyenay Yayınları’nın kitaplarını da meraklıları olarak ilgiyle takip ettiğimizin altını çizelim.

Ekrem Sakar, dünyabizim.com, 5 Haziran 2015.

 

Filibeli Ahmed Hilmi’nin ‘Yirminci Asırda Âlem-i İslâm ve Avrupa Siyaseti’ kitabı geçmiş dönemde yaşananları, Osmanlı’nın güçsüzleşmesiyle topraklarının bölüşümünü anlatıyor

Yirminci Asırda Âlem-i İslâm ve Avrupa Siyaseti adlı kitap Filibeli Ahmed Hilmi Bey’in vefatının 100. yılında Büyüyenay Yayınları tarafından basılmış. Kitabı Bedri Mermutlu yayına hazırlamış. Kitabı Mihriddin Arusî adıyla yazmış Filibeli Ahmed Hilmi. Kitap geçmiş dönemde yaşananları, Osmanlı’nın güçsüzleşmesiyle topraklarının bölüşümünü anlatıyor. Bizzat olayları yakından gören bir şahidin tanıklığı… Yazar, Batının maddiyattan başka bir mevcudiyetinin, menfaatten başka bir manevi düzenleyicisinin bulunmadığını söylüyor. Küçük bir azınlığın büyük kitleleri kullandığını ve bu kitlelerin mutlu azınlığın zevk ve maddi ihtiyaçlarını tedarik dışında bir anlam taşımadığını belirtiyor. Kitapta Avrupa siyasasının izlediği çizgi ve harekette yüksek ve insani hislerden bir zerre görülemeyeceğinin ve medeni vahşetin fenni ve ilmi açıdan da hesap edilen riyazi bir vahşet olduğunun altı çiziliyor. Kadim siyasi ve idari anlayışların temeli olan hikmet, din ve ahlak çağdaş Batı siyasetinin alanına girmemekte. Filibeli’nin de belirttiği gibi eskiden zayıflar ezilse bile, onlara karşı merhamet hissi beslenir ve onlara iyi davranmak fazilet kabul edilirdi. Batı medeniyeti ise bırakın zayıflara, ezilenlere merhamet duymayı, onların varlığından bile rahatsızlık duymakta.

Yazar Müslümanları birlik, beraberlik içinde hakkı ve adaleti tesis etmeye, sahte medeniyete kanmamaya, adalet ve kardeşlik üzerinde yükselen bir medeniyet kurmaya çağırıyor. Bizi insanlık vazifesi uğrunda çalışmaya davet ediyor. Ya şanlı bir hayat, ya şanlı bir ölüm diyor. Yazar o dönemlerdeki vahhabiliğe de derin eleştiri getiriyor. Vahhabiliğin İslam birliğini parçalamak ve emperyalistlere karşı direnen her türlü İslami hareketi akamete uğratmak maksadıyla İngilizler tarafından kollandığını ve kullanıldığını belirtiyor... Kitapta ayrıca sömürgeci devletlerin sömürge mantaliteleri hakkında da yorumlar mevcut...

Yirminci Asırda Âlem-i İslam ve Avrupa Siyaseti daha birçok mevzuya orijinal yaklaşımlar barındırıyor. Bugün hâlâ devam eden sıkıntıların birçoğunun ortaya çıkış ve gelişimini görebiliyoruz. Okuyup iyi değerlendirmek gerekir.

Muaz Ergü, dünyabizim.com, 9 Haziran 2015

 

Feridüddin-i Attar’ın Pendnâme’si birçok kereler Türkçe’ye hem nesir, hem de nazım olarak tercüme edilmiş. Eser sadece tercüme edildiği devre hitap etmekle kalmamış, yazıldığı zamandan itibaren her devirde en çok okunan, 19. yüzyıllarda matbaanın devreye girmesiyle de en çok basılan eserler arasında yer almış. Dolayısıyla Osmanlı toplumunun zihniyet ve ahlakını şekillendiren eserlerden biri olmuş. Türkçe’ye nazmen çevrilen bir Pendnâme, geçtiğimiz aylarda Büyüyenay Yayınları tarafından basıldı. Tercümenin kime ait olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunuyor. Eserin farklı nüshalarında mütercim mahlasının geçtiği beyitler bazen Emre, bazen Emri olmak üzere 2 farklı şekilde yazılmış. Yayınevi de kitaba, en çok zikredilen ve daha sahih bulunan Emre’yi esas almış.

Hem orjinal nüshası hem çeviri metin hem de günümüz Türkçesi’yle hazırlanan kitap, nasihat duymaktan ve nasihat tutmaktan uzak kalan günümüz insanının kulağına insanlığın demirbaş erdemlerini fısıldıyor.

Feridüddin-i Attar’ın kitapta nefsle alakalı söyledikleri zaman zaman ne olduğu ile alakalı kendimle konuşmalarımda bir türlü isimlendiremediğim nefse bakışıma yeni bir soluk bahşetti... Ferid’üddin-i Attar’ın Pendnâme’si bendenizin sağdan soldan, bölük pörçük duyduklarımı tam olarak ve kaynağından alarak okuyucuya sunuyor. Peygamber Efendimiz kişinin nefsiyle mücadelesinin en büyük cihad olduğunu buyurmuştu kocaman bir harbin dönüş yolunda. Attar da Efendimiz Aleyhisselam’ın bu emri uyarınca nasihatlerini sıralarken, nefsin hilelerine karşı agah olmanın altını önemle çiziyor. Bir velinin nasihatlerine kulak vermek isteyen her kişinin bu kitaba mutlaka başvurması gerekiyor. Bu mühim eseri yeniden milletimizle buluşturan Büyüyenay Yayınları da büyük bir teşekkürü hakediyor.

Ahmed Öztürk, dünyabizim.com, 12 Haziran 2015

 

“karanlık hep vardır, çabalayan ışıktır.” gibi havalı bir sloganı olan yayınevi. henüz iki kitaplarını okudum. biri kurmaca, diğeri kurmaca dışı bir kitaptı. ikisi de hem anlatı hem de baskı kalitesi olarak nitelikli kitaplardı. böyle devam etmelerini dilerim.

Dünya Sözlük 20.03.2016 20:49 caysimitwesson

 

büyüyenay yayınları yeni ve eski edebiyat, halk edebiyatı, tasavvuf, sosyoloji, gibi birçok alanda kitaplar yayınlıyor. özellikle eski edebiyat ve siyasetname türü kitaplarında eski harfki tıpkıbasımları da çeviriyazı metinlerle bir arada basmaktan çekinmiyor. doğrusu büyük cesaret. bu haliyle okuyucunun taleplerini değil, bu kitlenin düzeyini yükseltmek uğruna kaliteyi esas almış oluyor. kapak kompozisyonlarından harf karakterine ve sayfa düzenine varıncaya kadar özenli bir yayıncılık örneği sergiliyor.

Ekşi Sözlük 01.05.2016 01:38 sufivekitap

 

ismiyle müsemma büyümekte olan bir yayınevi. kaliteli yayın yapan az sayıda benzer kuruluşa nazaran geleneksel değerlerin gözetildiği hissini uyandırıyor. özellikle çevirileri hususi ilgi alanıma girmekte olduğundan kendilerinden ayrıca hoşnudum. Allah yollarını açık etsin.

Dünya Sözlük 06.05.2016 14:00 kim var imiş biz burada yoğ iken

 

Aşk Gölünde Yüzen Canlar, bütün klasik aşk hikâyelerini okura topluca sunmak suretiyle yayımcılık tarihimizde bir ilki gerçekleştirmiş. Özalp, hazırladığı külliyatın hem okur hem de aydınlar tarafından ilgi göreceğine inanıyor, biz de öyle umut ediyoruz.

Hatice Ebrar Akbulut, dünyabizim.com, 05/05/2016.

 

Takipçilerinin bildiği gibi Büyüyenay Yayınları’ndan bir kitabı seçip diğerini seçmemek oldukça zor. Biz yine de, diğerler kitaplardan af dileyerek burada Aşk Gölünde Yüzen Canlar: Klasik Aşk Hikayeleri Külliyatı, Akif Emre’nin Çizgisiz Defterler ve İz’ler kitaplarını, Halid Ziya’nın İlm-i Sima’sını, Muhammed Tahir el-Karahi’nin Kafkasya Mücahidi Şeyh Şamil’in Gazavatı, taze yayınlanan Necip Fazıl ve Büyük Doğu kitabı ile Sadi Şirazi’nin Hükümdarlara Öğütler kitaplarını zikretmek ile yetinmeye çalışalım.

Dünya Bülteni, 13 Haziran 2016.

 

Büyüyenay Yayınları, edebiyat ve tasavvuf tarihinin en önemli ama bir o kadar ihmal edilmiş isimlerinden Lamii Çelebi’nin iki eserini neşretti. Letaif-i Lamii isimli eseri Latifeler Kitabı ismiyle Yaşar Çalışkan, Salaman ve Absal’ı ise Erdoğan Uludağ büyük bir titizlikle hazırlamışlar... Büyüyenay Yayınları’na ise bu iki eseri tahkikli bir şekilde neşrederek önemli bir boşluğu doldurmuş olduğundan mütevellit teşekkür etmek gerekir.

Yusuf Selman İnanç, dünyabizim.com, 23 Ocak 2017

 

Selim Divâne el-Kırımî’nin ‘Âlimlerin Zorlukları Erenlerin Edepleri’ adlı kitabı, bu alanda okunabilecek iyi eserlerden biri. Kitapta müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgilerin yanısıra, tasavvufun ne olduğu, tasavvufi esaslar, vahdet-i vücud ve tasavvufla ilgili birçok konu hakkında Kırımlı Kadiri şeyhinin kısa kısa yazılarını görüyoruz.

Mehmet Akif Öztürk, dünyabizim.com, 10 Eylül /2017

 

Âmine Şilyak Jesenkoviç imzalı Emin Dairenin Sivri Köşeleri adlı çalışma, köklerine sahip çıkan yenilenmeye açık bir zihin yapısının eseri. Bir bütünlük ve denge halinde, gündemin girdabına düşmeden yazdığı yeni yazılar, sağduyu ve zekanın imkanlarını sonuna kadar kullanıyor...

Kitabın söz edilmesi gereken bir başka özelliği ise yazılarda sağduyu kadar zekânın da her an hareket halinde olması. Mizah ve yaratıcılık bir bakıma aklıselimin ve zekanın çocuğudur. Yazarın, basit bir gülmecenin değil, insanî bir ironinin peşinde olduğu hemen görülüyor. Sivri köşe, yani eleştirici dil kitabın temel özelliklerinden biri.

Âlim Kahraman, Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki, 4 Kasım 2017.

 

takip edilmeli. çok güzel işlere imza atıyorlar.

Dünya Sözlük 18.11.2017 13:38 ali haki edna

 

çok bilinen eserleri kaliteli bir dille basmalarının yanında, çok bilinmeyen müthiş eserlerin de bizlere kazandırılmasına aracılık eden, gerçekten işlerinin hakkını veren harikulade bir yayınevi.

Dünya Sözlük 18.11.2017 13:42 husûf

 

mehmet akif ersoy üniversitesi, tiran devlet üniversitesi ve maarif vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği 2. uluslararası mehmet akif ersoy bilim ve sanat ödülleri kapsamında “türk-islam kültürüne hizmet” kategorisinde “özgün eserleri ve hizmetleri, türk-islam kültürüne katkılarından” dolayı, arnavutluk’un başkenti tiran’da ödül almıştır.

Ekşi Sözlük 09.12.2017 19:36 zarp

 

İlk baskısı 1886 yılında yapılan bir kitabın konusunun ağırlıklı olarak insanların bencilliği olması, buna karşı tedbir alınmazsa toplumun çürüyeceğinin söylenmesi şaşırtabilir belki bizleri. Çünkü günümüz insanı olarak bizler de sosyal ilişkiler söz konusu olduğunda aynı cümleleri söylüyor; bu cümleleri söylerken de derin bir özlem ve içli bir yakınmayla “Ah, nerede o eski günler!” diyoruz. Muallim Naci’nin derlediği Edep Eğitimi (Mekteb-i Edeb) kitabını okudukça anlıyoruz ki geçmiş günlerde yaşayanlar da aynı konulardan dert yanıyor. Bilge insanlarsa toplumun her kesimini dert yanılan bu konulara karşı uyarıp nasıl iyi insan olacakları konusunda öğütler veriyorlar onlara... Edep Eğitimi (Mekteb-i Edeb), çocuğunu nasıl yetiştireceğini düşünen anne babalar için bir kılavuz, kendi durumunu anlamak isteyenler içinse ayna görevi gören metinler toplamı olarak mutlaka okunması gereken bir kitap.

Ahmet Serin, dünyabizim.com, 24 Aralık 2017.

 

...Kendi toplumuna yabancılaşan Türk aydınının trajik öyküsü olarak okunabilir Müstağrip Aydınlar Yüzyılı. Bu kitabın alt başlığını “Gölgeli Kelimeler, Ödünç Alınmış Hayaller” şeklinde, müstağrip sözcüğünü çağrıştıran bir başlıkla isimlendirmesi, Akif Emre’nin kelime seçimindeki dikkatini gösterir... Can alıcı sorular sormak, Akif Emre’nin en tipik üslup özelliğidir. Bu sorular, kafa yoran, canı köprücük kemiğine dayandıran, hakikati insanın yüzüne nazikçe vuran ve sarsan sorulardır. Bazı sorularında, alaysılama, iğneleme ve bilmezlikten gelme sanatlarını kullanır. Böylece hem edebî olarak metnini güzelleştirir, hem de ironik bir tavır takınır. Soru sormak, başlı başına bir eylemdir... Tarih vurgusu ve bilinci, Akif Emre’nin neredeyse bütün yazılarının omurgasıdır. Çünkü tarihî tecrübe zenginliğine itibar etmeyen hiçbir millet, medeniyet kuramaz. Göstergeler, İzler, Küreselliğin Fay Hattı, Çizgisiz Defter, Müstağrip Aydınlar Yüzyılı kitaplarından hangisi okunsa, yakın tarihte bir yolculuğa çıkılır. Tarihsel olaylara ve durumlara, parçacı yaklaşmadığı, bütüncül bir okuma yaptığı görülür. Olay ve durumlar dışında, kavramların da kendi düşünsel ve tarihsel bağlamında ele alınması gerektiği fikrindedir...

Hatice Ebrar Akbulut, dünyabizim.com, 24 Mayıs 2018.

 

Türkçeye ilk defa Gizli Lisan (Lisan-ı Ezhâr) adıyla çevrilen kitap, bize çiçeklerin dilini anlatıyor... Güzel ve ilginç olan bu kitabı okurken sadece çiçeklerin dünyasına dalmıyor insan. Düşünceleri insanı çiçek bahçelerine, üzerinde çiçek motifleri bulunan halılara, rengarenk bitki desenleri bulunan kilimlere de sürüklüyor ve birden insan anlıyor ki, bir çiçek aslında insanların gönül dünyasından haberler veren bir halk hikayecisi gibi durmadan bir şeyler anlatıyor bize.

İnsanın, yaşanan tüketici dünyanın acımasızlığından uzaklaşıp kalbiyle tekrar barışmasına aracılık edecek güzellikte bir kitap.

Ahmet Serin, dünyabizim.com, 21 Temmuz 2018.

 

Büyüyen Ay Yayınları, Filibeli Ahmed Hilmi’ninBütün Eserleri dizisinde yazarın hikayelerinin tamamını yayımladı. Edebiyatın şimdikinden çok farklı bir havaya sahip olduğu zamanlardan bugüne gelen tatlı, sürprizli hikayeler var bu kitaplarda.

Filibeli’nin eserlerini okuyan şair Cevdet Karal’dan gelsin ikinci bayram mesajımız: Okuduklarımdan birçoğu bana O. Henry’yi anımsattı. Ve düşündüm: Türk okuru O. Henry’yi okuduğu kadar bile okumuyordur Filibeli’yi. Amerikan edebiyatının yazarına verdiği değerle bizim verdiğimiz değer herhalde mukayese edilmez. Filibeli dizisi için yayıncı Mustafa Kirenci’yi kutlamak gerek. Birçok işi tek başına yapıyor.

Bedir Acar, Star Gazetesi, 21 Ağustos 2018

 

siyasetname külliyatı çok sağlam olan yayınevi.

Ekşi Sözlük 04.10.2018 00:02 honorius

 

artık rüştünü ispatlayan, ilk zamanlardaki gibi sadece dini-tasavvufi alandaki eserlerden ziyade daha geniş bir yelpazede yer alan ve farklı alanlara ait olan eserleri de basan güzel yayınevi.

yayınevinin sahibi mustafa kirenci’yi de özel olarak anmak gerek. her bir kitapla tek tek ilgilenmesi, heyecanlanması ve kitabı bu kadar çok sevmesi sayesinde yayınevi bugünlere geldi. kendisi de yayınevi de takdiri hak ediyor.

desteklenmeliler. destekliyorum.

Ekşi Sözlük 05.12.2018 07:16 renc i bi genc

 

Yayınevi benim için mühimdir. Ayrıca güven duyduğum yayınevlerinin kitaplarını dikkatle alırım. Ötüken Neşriyat, Dergâh ve son yıllarda ilgimi çeken Büyüyenay beğendiğim ve güven duyduğum yayınevleridir.

Suphi Saatçi,
Gerçek Hayat Dergisi, Sayı: 986, 16-22 Eylül 2019

Kapat