Meryem GünanaSanatta Hiçliğin Şey’iyyet İmgesi: Keşişler ve DervişlerRenki
Hiçlik üzerine düşünmek, çoğu zaman olmayanın, kaybolanın ve geride hiçbir şey bırakmayanın peşinden gitmek gibi görünür. Oysa bu çalışmanın sonunda ulaşılan yer, hiçliğin yalnızca yokluk olarak düşünülemeyeceğini göstermektedir. Hiçlik, varlığın karşısında duran sessiz ve boş bir alan değil; varlığın kendisini açığa çıkardığı, biçim değiştirdiği ve yeniden kurulduğu bir eşiktir. Mu‘tezile’nin “ma‘dûm şeydir” önermesinden başlayarak farklı düşünce geleneklerinde karşılaştığımız bu problem, hiçliğin basit bir yokluk olarak tüketilemeyeceğini gösterir. İbn Sînâ’da mümkün ve zorunlu varlık arasındaki ayrım, İbn Arabî’de sürekli yenilenen yaratım, Mevlânâ ve Şebüsterî’de hiçleşme, Aynülkudât Hemedânî’de benliğin çözülmesi ve modern düşüncede Heidegger ile Sartre’ın hiçliğe dair düşünceleri birbirlerinden farklı kavramsal zeminlerde olsa da insanın kendi varlığını mutlaklaştırmasının sınırlarına işaret eder. Mistik deneyimde bu sınır, düşünsel bir problem olmaktan çıkar ve bir hâle dönüşür. Dervişin fakrı, keşişin inzivası, bedenin sınırlandırılması, nefsin kurban edilmesi, çıplaklık, sessizlik, tekrar ve teslimiyet; bütün bunlar insanın kendisine ait olduğunu düşündüğü varlık iddiasından geri çekilmesinin farklı biçimleridir. Bu nedenle hiçleşme, nihai bir kayboluş değil, dönüşümün eşiğidir.
Sanat tam da bu eşikte ortaya çıkar. Sanatsal yaratım bu nedenle mutlak anlamda yoktan yaratmak değildir. Daha çok, görünür olanın içindeki görünmeyeni açığa çıkarmak; mevcut olanın içindeki hiçliği sezmek ve hiçliğin içindeki şey’iyyeti biçime dönüştürmektir. Çünkü hiçlik, cevaplanıp geride bırakılabilecek bir kavramdan çok, insanın varlıkla karşılaşmasının sınırında ortaya çıkan bir deneyimdir. Düşünce onu kavramaya çalışır, mistik onu yaşamaya, sanatçı ise onu görünür kılmaya çalışır. Sonunda geriye ne yalnızca varlık ne de yalnızca yokluk kalır. Geriye eşik kalır. Bu nedenle hiçlik, varlığın karşıtı değil, varlığın görünürlük kazandığı en derin eşiklerden biri olarak belirir. Ve belki bütün mesele, sonunda şurada düğümlenir: Hiçleşelim, şeyleşelim. Çünkü insanın kendisinden eksilmesi, dünyanın eksilmesi değildir. Bazen bir şeyin kendisinden vazgeçmesi, başka bir biçimde görünmesinin başlangıcıdır. Hiçlik, yok oluşun son noktası değil; varlığın yeniden başladığı yerdir.
- Açıklama
Hiçlik üzerine düşünmek, çoğu zaman olmayanın, kaybolanın ve geride hiçbir şey bırakmayanın peşinden gitmek gibi görünür. Oysa bu çalışmanın sonunda ulaşılan yer, hiçliğin yalnızca yokluk olarak düşünülemeyeceğini göstermektedir. Hiçlik, varlığın karşısında duran sessiz ve boş bir alan değil; varlığın kendisini açığa çıkardığı, biçim değiştirdiği ve yeniden kurulduğu bir eşiktir. Mu‘tezile’nin “ma‘dûm şeydir” önermesinden başlayarak farklı düşünce geleneklerinde karşılaştığımız bu problem, hiçliğin basit bir yokluk olarak tüketilemeyeceğini gösterir. İbn Sînâ’da mümkün ve zorunlu varlık arasındaki ayrım, İbn Arabî’de sürekli yenilenen yaratım, Mevlânâ ve Şebüsterî’de hiçleşme, Aynülkudât Hemedânî’de benliğin çözülmesi ve modern düşüncede Heidegger ile Sartre’ın hiçliğe dair düşünceleri birbirlerinden farklı kavramsal zeminlerde olsa da insanın kendi varlığını mutlaklaştırmasının sınırlarına işaret eder. Mistik deneyimde bu sınır, düşünsel bir problem olmaktan çıkar ve bir hâle dönüşür. Dervişin fakrı, keşişin inzivası, bedenin sınırlandırılması, nefsin kurban edilmesi, çıplaklık, sessizlik, tekrar ve teslimiyet; bütün bunlar insanın kendisine ait olduğunu düşündüğü varlık iddiasından geri çekilmesinin farklı biçimleridir. Bu nedenle hiçleşme, nihai bir kayboluş değil, dönüşümün eşiğidir.
Sanat tam da bu eşikte ortaya çıkar. Sanatsal yaratım bu nedenle mutlak anlamda yoktan yaratmak değildir. Daha çok, görünür olanın içindeki görünmeyeni açığa çıkarmak; mevcut olanın içindeki hiçliği sezmek ve hiçliğin içindeki şey’iyyeti biçime dönüştürmektir. Çünkü hiçlik, cevaplanıp geride bırakılabilecek bir kavramdan çok, insanın varlıkla karşılaşmasının sınırında ortaya çıkan bir deneyimdir. Düşünce onu kavramaya çalışır, mistik onu yaşamaya, sanatçı ise onu görünür kılmaya çalışır. Sonunda geriye ne yalnızca varlık ne de yalnızca yokluk kalır. Geriye eşik kalır. Bu nedenle hiçlik, varlığın karşıtı değil, varlığın görünürlük kazandığı en derin eşiklerden biri olarak belirir. Ve belki bütün mesele, sonunda şurada düğümlenir: Hiçleşelim, şeyleşelim. Çünkü insanın kendisinden eksilmesi, dünyanın eksilmesi değildir. Bazen bir şeyin kendisinden vazgeçmesi, başka bir biçimde görünmesinin başlangıcıdır. Hiçlik, yok oluşun son noktası değil; varlığın yeniden başladığı yerdir.
Stok Kodu:978-625-8654-36-3Boyut:13,5x21Sayfa Sayısı:176Basım Yeri:Birlik Fotokopi BaskıBaskı:1Basım Tarihi:Ekim 2026Kapak Türü:300 gr. BristolKağıt Türü:70 gr. HolmenDili:Türkçe
- Yorumlar
- Yorum yazBu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
